Panik bozukluk popülasyonda çok yaygın görülen bir kaygı bozukluğudur. Bu bozuklukta bireylerin günlük yaşantılarında sıkıntılara yol açan ve günlük rutini sekteye uğratan semptomlar görülmektedir. Bu rahatsızlık ilaç yolu ve psikoterapi ile tedavi edilmekte olup, günümüzde en çok bilişsel davranışçı terapi yolu (BDT) ile tedavisi tercih edilmektedir. (ALINTI)
Bilişsel davranışçı terapi bireyin psikopatolojisini yani rahatsızlığını açıklarken bireyin bilişsel işlevlerine yani bireyin kendisi, çevresi, yaşantılarına ve geleceğine yönelik algıları, anlamlandırmaları, yorumları, düşünce ve değerlendirmelerine odaklanan çağdaş bir psikoterapi yöntemidir (Türkçapar, 2017). Bilişsel davranışçı terapinin özünü oluşturan bilişsel modele göre davranışlarımızın temelinde belirli düşünce kalıplarımız vardır ve psikolojik rahatsızlıklar işlevsiz yani gerçeklik temeli bulunmayan ve işe yaramayan düşüncelerin duygu durumunu ve davranışları etkilemesi ile ortaya çıkar. Bireyler düşüncelerini daha gerçekçi temellere uyarladıklarında duygu durumları ve davranışlarında iyileşmeler görülür (Beck, 2015). Bilişsel davranışçı terapide öğrenme ve bilişsel ilkelere göre şekillendiği varsayılan düşünce ve davranışları inceleyerek uyumsuz ve işlevsiz olanları psikoloji ilkelerini kullanarak ortadan kaldırmak ve zayıflatmak amaçlanır (Tükrçapar, 2017). Bilişsel davranışçı terapi iş birliğinin ve aktif katılımın vurgulandığı; amaca dönük ve sorun odaklı bir terapi yöntemidir. Mevcut sorunlara, “şu an”a odaklanır. Terapi eğitici bir süreçtir ve danışanın kendi kendisinin terapisti olmayı öğrenmesini amaçlar. Bilişsel davranışçı terapi uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren 500’ü aşkın araştırma ile test edilmiş ve geniş çapta psikolojik rahatsızlık için terapinin etkinliği kanıtlanmıştır (Beck ve ark., 2005).
Bilişsel davranışçı terapi düşünce ve davranışçıl kısım olarak ikiye ayrılabilir. Düşünce kısmında bireylerin kendisinde kaygı oluşturan çeşitli durumlarda zihninden geçen otomatik düşüncelerine odaklanılır. Bu düşünceler detaylıca incelenerek ve bireyin yaşadığı sıkıntılar raporlanarak bir formulasyon oluşturulur. Bu formulasyonun oluşturulması ve detaylı düşünce izlemesinden sonra bireyin kaçındığı kaygılı durumlara yönelik davranışsal çalışmalara geçilir. Bireyin kaygı yaşadığı durumlar belirlenerek dereceli olarak ya da yoğun maruz bırakma çalışmaları yapılır. Bireyin maruz bırakma sonucu kaygı düzeyinin derecesinin düşmesi hedeflenir. Bilişsel davranışçı terapinin davranışsal kısmında çeşitli maruz bırakma yöntemleri kullanılır. In vivo yüzleştirmesi bireyi kendisinde kaygı yaratan durumla, objeyle, figürle direkt olarak yüzleştirmeye verilen addır. Imajinal yüzleştirme bireyin korktuğu durumu hayal ederek ve hayali olarak detaylı tanımlaması istenerek kaygılı duruma maruz bırakılmasıdır. Bu iki yüzleştirme dışında çağımızın teknolojik gelişmesinin bir unsuru olarak sanal gerçeklik kullanılarak maruz bırakma çalışmaları yapılmaktadır. Bireyin kaygılandığı ve kaçındığı durumlar sanal gerçeklik gözlüğüne entegre edilerek birey gerçekte o ortamda olmasa bile sanki oradaymış gibi kaçındığı durumla yüzleşmesi sağlanır. Bu üç yüzleştirme tipinin birbirlerine göre avantajları ve dezavantajları bulunmakta ve etkililikleri değişmektedir. Gerçek hayatta maruz bırakma olanağı veren in vivo yüzleştirmesinin etkinliği çok yüksektir ve bireyin ataklarına ve fobilerine yönelik kaçındığı durumlara alışması ve toleransının artmasının sağlanması açısından başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Fakat bazı durumlarda canlı hayatta korkulan duruma ulaşılmanın zorluğu ve bireyin kaygı yaratan durumla canlı canlı karşılaşmasına yönelik direnci bu yüzleştirme/maruz bırakma yöntemine yönelik bir dezavantajdır. Imajinal yüzleştirme in vivo yüzleştirmesinin bir önceki basamağı gibi kullanılıp bireyi bu maruz bırakmaya daha hazır hale getirmeye yönelik kullanılabilir. Sanal gerçeklik yüzleştirmesi ile de canlı ortama gitmeden korkulan duruma ulaşılabilmesi ve danışanın direnç gösterdiği durumlara yönelik danışanı sanal gerçeklik gözlüklerine yönlendirilmesi anlamında daha avantajlı olarak kullanılabilmektedir. Görüntü kalitesinin artışı ve birçok sayıda simülasyona ulaşılması ile bireyin gerçek hayatta yaşıyormuş hissine daha kolay ulaşması sağlanmaktadır. Sanal gerçeklik yüzleştirmesi ile in vivo yüzleştirmesinin sağladığı yararlar maksimize edilmiş olup, yüzleştirmeye gösterilen direnç minimize edilmiştir. Sanal gerçeklik yüzleştirmesi ile canlı ortamda yüzleştirmede ortaya çıkabilecek olumsuz ve beklenmedik durumlar da kontrol edilebildiği için in vivo yüzleştirmesine göre danışanı daha güvende hissettirir (Botella ve ark., 2007). Bu da danışanın maruz bırakmaya direncinin azalmasını sağlar. Bunun dışında sanal gerçeklik gözlüğü aracılığıyla uygulanan sanal gerçeklik yüzleştirmesi kolaylıkla tekrar edilebilir bir maruz bırakma uygulamasıdır bu da yapılan maruz bırakmanın bireyde daha etkili sonuçlar ortaya çıkarmasını sağlar. Sanal gerçeklik de uygulama alanı terapistin odası olduğu için de gizliliğin korunuyor olması da danışanın güvende hissetmesini ve motivasyonunun artmasını sağlar. Yapılan çalışmalar sonucunda sanal gerçeklik yüzleştirmesi ile kaygı bozukluklarında başarılar sağlandığı belirtilmiştir (Botella ve ark., 2007).
Çalışmamızda bu avantaj ve dezavantajlardan yola çıkarak, BDT’nin davranışçı kısmında sıklıkla kullanılan canlı ortamda (in vivo) yüzleştirme yönteminin yerine sanal gerçeklik yüzleştirmesinin kullanılması ile panik bozukluğa yönelik yeni gelişen bir tedavi yönteminin etkinliği araştırılması ve uygulama alanında pratiğe dökülmesi amaçlanmaktadır..
