Beslenme ve Yeme Bozuklukları

Beslenme ve yeme bozuklukları 3 rahatsızlıktan oluşmaktadır:
Anoreksiya Nevrosa, Bulimia Nevrosa ve Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu.

Anoreksiya Nevrosa kişinin duygusal/bilişsel sebeplerle yemek yeme davranışını bilinçli olarak azaltması olarak görülür. Bireyler sanıldığının aksine yemeğe olan ilgilerini kaybetmezler, aksine kendilerini en aç bıraktıkları durumlarda bile zihinleri yemekle meşgul durumdadır. Bu hastalıkta birey kendini yemekten uzak tutar, bu da bireyin kilosunun normalin altına düşmesine sebep olur. Bireydeki yoğun kilo alma korkusu da bu davranışı tetikler. Bireyin vücut imgesi bozulur. Birey kilosu normalin altına düşecek kadar zayıflamış olsa bile aynaya baktığında kendini kilolu olarak görür. Bu bireylerin kiloya takıntıları vardır. Bireylerin tanıyı alabilmeleri için bu davranış örüntülerine 3 ay boyunca devam etmeleri gerekmektedir. DSM 5 iki tip anoreksiya nevrosa tanımlar fakat yeni çalışmalar bu ayrıştırmanın geçerliliğini sorgulamaktadır. Kısıtlayan tipte birey vücuda aldığı yemek miktarını kısıtlayıp, minimuma indirerek kilo kaybını sağlamaya çalışır. Tıkınırcasına yeme tipinde ise bulimiaya benzer tıkınırcasına yiyip, çıkarma davranışı görülmektedir. Fakat yapılan boylamsal çalışmalar bu ayrımların çok da işe yaramadığını göstermiştir. Kendini aç bırakma davranışı ve kilo kaybına sebep olacak ilaç kullanımı istenmeyen birçok biyolojik durumu beraberinde getirir. Kan basıncının düşmesi, kalp atışının yavaşlaması, böbrek ve bağırsak problemleri, kemik kütlesinin düşmesi, tırnakların kırılganlaşması, cilt kuruması, hormon düzeylerinin değişmesi ve hafif anemi görülebilen biyolojik problemlerdendir. Bu problemlerin ilerlemesi ve homeostasinin bozulması yorgunluğa, zayıflığa ve ölüme bile yol açabilmektedir. Hastalık genelde erken dönem yetişkin ve ergenlik dönemlerinde başlar. Genelde daha şehirleşmiş, endüstriyel ülkelerde daha çok görülmektedir (Amerika, Avrupa ülkeleri, Japonya gibi). En düşük prevelans da Latin Amerikalı gruba aittir. Anoreksiya ölüm riski çok yüksek olan bir hastalıktır. Genel populasyondaki ölüm oranlarına oranla 10 kat daha fazla ölüm oranı görülmektedir. Hastalığa sahip popülasyondaki %50- %70 bireyler iyileşme gösterebilir. Buna rağmen geri dönüş örüntüleri görülebilmektedir.

Bulimia Nevrosa’da tıkınırcasına yemek yeme davranışı ardından telafi edici davranışlarla kilo kaybı hedeflenmektedir. Tıkınırcasına yemek yeme davranışı bir insanın normalde yiyeceği miktardan çok daha fazla, tam olarak dolu olana kadar, çok kısa süre içerisinde yemek yeme davranışı ve bu davranışı yaparken kontrolü kaybedecek şekilde olmak olarak görülebilir. Kontrol kaybedilip, tıkınırcasına yemek yeme davranışına girildikten sonra güçlü bir rahatsızlık hissi yaşanır ve bu his kusma gibi telafi edici davranışlara sebebiyet verir. Bulimik bireyler de anoreksik bireylerdeki gibi ciddi kilo kaybı görülmez. Bu açıdan fark edilmesi çok daha uzun sürebilir. Bulimik bireylerinde özsaygı ve öz yeterlilikleri beden imgesi ve kilolarıyla korelasyonel görülmektedir, yakından ilişkilidir. Bulimik bireylerin bu tanıyı alabilmeleri için tıkanırcasına yemek ve ardından telafi edici davranış örüntüsüne 3 ay boyunca haftada en az bir kere olacak şekilde devam etmeleri gerekmektedir. Bu bireyler genellikle normal bir beden- kütle endeksine sahiptirler. Vücutlarında hormonal dengenin bozulması gibi durumlar görülebilir. Potasyum kaybı ve elektrolit dengesinin bozulması ciddi sıkıntılara yol açabilir. Bulimia kadınlarda %1-%1.5 oranında prevelansa sahiptir. Genelde anoreksiyaya benzer şekilde geç ergenlik ve erken dönem yetişkinlikte görülmektedir. Erkeklerde anoreksiyaya göre daha fazla tanı rapor edilmiştir.

Tıkınırcasına Yemek Yeme Bozukluğu bireyin kendi kapasitesini dolduracak şekilde, çoğu zaman yalnız olduğu zamanlarda, aşırı ve normalden daha hızlı yemek yeme davranışını içerir. Birey bu davranışı için suçluluk ve utanç duyuyor olsa da telafi edici davranışlar içerisine girmez. Bu açıdan bu tanıya sahip çoğu insan obezdir. Sosyal ve iş açısından azalmış fonksiyon göstermek, düşük öz saygı, depresyon ve madde kullanımı ile bağlantıları bulunmuştur. Çocukluk obezitesi, kilolu olmaya yönelik eleştiriler, istismar görmüş olmanın da bu hastalığı geliştirmek için risk faktörlerinden bazıları olduğu bulunmuştur. Bu hastalıkta obeziteden kaynaklı diyabet problemleri, kalp damar problemleri, solunum problemleri, eklem- kas problemleri ve uykusuzluk görülebilir. Kadınlarda menstrasyonla ilgili sıkıntılar da rapor edilmiştir. Bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı %1.6 olarak rapor edilirken, erkeklerde %0.8 olarak rapor edilmiştir.

Genetik faktörler bulimia ve anoreksiya için rol oynamaktadır. Zayıflığa olan takıntı, beden tatminsizliği genetik açıdan tetiklenmektedir. İkiz çalışmaları da bunu desteklemektedir. Sosyokültürel açıdan daha endüstrileşmiş, büyük şehirlerde daha çok bulimia ve anoreksiya rapor edilmiştir. Medya etkisi ve popüler kültürdeki “zayıf olma tutkusu” da bu hastalıklarının ortaya çıkması için bir zemin hazırlar.